14 Aralık, 2017, Perşembe
Anasayfa / Kişisel Gelişim / Gücünüzü Harekete Geçirin !

Gücünüzü Harekete Geçirin !

7 Temel Gücünüzü Harekete geçirin … “Ne istediğimi biliyorum” demek için 7 temel gücünüzü harekete geçirin … 1. Algılama gücü 2. Yorumlama gücü 3. Hissetme gücü 4. Arzulama gücü 5. Hayal etme gücü 6. Yaratıcılık gücü 7. Sezgi gücü Bu güçler bizim doğamızda vardır. Seçimlerimizi yaparken bu güçlerimizden yararlanırız. Nasıl geliştireceğiz ve kullanacağız, tek tek bakalım… Gücünüzü Harekete Geçirin ALGILAMA GÜCÜ Etrafımızdaki her şeyi duyu organlarımızla algılarız. Eğer duyu organlarımız arızalıysa buraya gelen verileri algılayamayız. İletişim esnasında ağırlıklı olarak görme ve işitme duyularımızı kullanırız. En çok da onlar dumura uğratılır ebeveynlerimiz tarafından. Örneğin annemiz bir şeye üzülmüştür ve ağlıyordur; neden…

7 Temel Gücünüzü Harekete geçirin …
“Ne istediğimi biliyorum” demek için 7 temel gücünüzü harekete geçirin …

1. Algılama gücü
2. Yorumlama gücü
3. Hissetme gücü
4. Arzulama gücü
5. Hayal etme gücü
6. Yaratıcılık gücü
7. Sezgi gücü

Bu güçler bizim doğamızda vardır. Seçimlerimizi yaparken bu güçlerimizden yararlanırız.
Nasıl geliştireceğiz ve kullanacağız, tek tek bakalım…

Gücünüzü Harekete Geçirin

gücünüzü harekete geçirin
gücünüzü harekete geçirin

ALGILAMA GÜCÜ

algılama gücü
algılama gücü

Etrafımızdaki her şeyi duyu organlarımızla algılarız. Eğer duyu organlarımız arızalıysa buraya gelen verileri algılayamayız. İletişim esnasında ağırlıklı olarak görme ve işitme duyularımızı kullanırız. En çok da onlar dumura uğratılır ebeveynlerimiz tarafından. Örneğin annemiz bir şeye üzülmüştür ve ağlıyordur; neden ağladığını sorarız, bize ağlamadığını söyler. Çocukluğumuzda bu ve benzeri örnekleri sıkça yaşadıysak, kendi algımıza güvenimiz sarsılır.

Duyularımızla algıladığımız şeyler ne kadar somut olursa olsun, nihayetinde anne babamız bizden büyüktür e her şeyi bizden daha iyi bilirler; onlara kendimizden fazla güvenmemiz gayet doğaldır. O halde sorun bizde, bizim algılarımızdadır. Gerçekte, annemizin sadece bizi endişelendirmemek için üzüntüsünü bizden saklamaya çalıştığını hiçbir zaman bilemeyiz.

Çocuğun algılama gücünü örseleyen yaklaşımlar:

Genellikle çocuğumuzu üzmemek için, kimi zaman da bizi zor durumda bıraktığı için ona algılarının doğru olmadığı mesajını veririz. Yukarıdaki örnekte olduğu gibi, üzmemek için kendi üzüntüsünü saklamaya çalışan anne, çocuğuna verdiği zararın daha büyük olduğunu düşünemez. Sayısız benzer olaylarla karşılaşan çocuk, sonunda kendi algılarından şüpheye düşer.

Çocuğun algılama gücünü geliştiren yaklaşımlar:

Yapılması gereken, çocuğun algılarına saygı göstermektir. O an için bize, olumsuz sonuçlar doğuracak gibi gözükse de bunu yapmalıyız. Hiçbir sonuç çocuğun algı gücünün körelmesinden daha olumsuz olamaz. Bazı durumlarda da çocuğun algı gücünü kendi çıkarlarımız için feda ederiz.

Yetişkinlikte algılama gücünü nasıl geliştiririz?

Kendi algılarına güvenemeyen yetişkin, çelişkiye düştüğü hemen her durumda başkalarının fikirlerine başvurur. Algılanmakta zorlandığı için karar almakta da zorlanır. Verileri doğru değerlendiremediği için yanlış seçimler yapar. Öğrenciliğinde öğretmenin anlattığını algılamakta zorlanır.Sınavlarda soruyu kavrayabilmek tekrar tekrar okumak zorunda kalır.

Büyük çoğunluğumuzun algılama gücü şu ya da bu oranda örselendi. Peki şimdi ne yapmalıyız? Oturup kaderimize mi ağlayalım? Geçmişte algılarımız ne kadar dumura uğratılmış olursa olsun, şimdi geliştirebiliriz. Dokunma duyumuz, belki de önemini en az fark ettiğimiz duyumuz. Bunu elimiz ayağımız uyuştuğunda ve uyuşan bölgenin hissizleştiğinde deneyimliyoruz; ha, bir de diş hekimlerinin koltuğunda yanağımız, dudağımız uyuştuğunda. Vücudunun bir kısmı felç olan insanlar için bu duygu kalıcı. Onlar hissizleşmiş bölgelerini hiç hissetmiyorlar. En körelmiş duyumuz dokunma duyumuzdur. Oysa dokunarak kurulan iletişim çok etkilidir. Bu konuda yapılan bir deney dokunmanın gücünü göstermesi açısından dikkat çekici: Araştırmacılar bir telefon kabinine bir dolar seksen sentlik bozuk para bırakırlar. Telefon etmek için kabine girenler parayı görünce tabii ki alırlar. Kabinden çıkışlarında bu kişilere, içeride para bulup bulmadıkların sorulur, yüzde doksan beşi bulmadığını söyler. Aynı deney bu kez biraz farklı tekrarlanır. Kabine yine para bırakılır; kabinden çıkanların omuzlarına ya da kollarına dokunarak içeride para bulup bulmadıkları sorulur. Bu kez parayı bulduğunu söyleyen ve çıkarıp verenlerin oranı yüzde doksan yedidir. Dokunmanın gerçekten de üzerimizde olağanüstü etkisi vardır. Geliştirmek için bol bol sarılmanızı önereceğim; sevdiklerinize bol bol sarılın.

Tat alma duyusunu yitirmiş birinin neler yaşadığını hiç düşündünüz mü? Beş altı aylık bir süre için ben bu deneyimi yaşadım. Kaç yaşındaydım tam olarak hatırlamıyorum, sanırım ortaokula gidiyordum. Biraz zayıf bir çocuktum, kilo almam için iştah açıcı şurup içiriliyordu. Tadından pek hoşlanmadığım için birisi hatırlamazsa unutmak işime geliyordu. Tabii babam unutmama pek fırsat vermiyor, emin olmak için şurubu kendi elleriyle kaşığa dökülüyor ve içiriyordu. Bir gün yanlışlıkla şurup yerine bana tentürdiyot verdi. Neyse ki ağzıma dökülen şeyi yutmadan tükürdüm ve yemek borum tahriş olmaktan kurtuldu. Ama lavaboya kadar ağzımda tentürdiyodu tutmam bana pahalıya patladı. Dilimdeki sinir hücreleri ciddi bir şekilde tahrip olmuştu ve tat alma duyumu yitirmişti. Su dahil, içtiğim tüm sıvılar, sıvı yağ, tüm yediklerim ise katı yağ tadındaydı. Ağzıma giren her şey midemi bulandırıyordu. Bu durum dört beş ay sürdü ve yavaş yavaş tat alma duyum geri geldi. Tat alma duyumuzun ne kadar sağlıklı olduğunu yemek yeme alışkanlığımıza bakarak anlayabiliriz. Lokmaları ağzımızda şöyle bir çevirip yutuyor muyuz ? Kaçımız ağzımızdaki lokmanın tadını sindire sindire çıkarıyor? Hayatımızı da yediğimiz yemekten farklı yaşayamıyoruz. Tıpkı ağzımıza koyduğumuz harika lezzetlerin tadına varamadığımız gibi hayatımıza kattığımız harika lezzetlerinde tadına varamıyoruz. Özel günlerde; davetlerde, bir ziyafette bile yeme alışkanlığımız değişmiyor. Aldığımız haz diğer günlerden farklı değil. Hayat bir an önce tüketilmesi, bitirilmesi gereken ayaküstü bir atıştırmadan farklı değil çoğu insan için. Yemek yeme biçimleri insanlar hakkında çok şey söyler.

Peki, koklama duyusu bulunmayan birine rastladınız mı? Koklama duyunuzun olmamasının nasıl bir şey olduğunu düşünebiliyor musunuz? Ben yıllar önce böyle biriyle tanışmıştım; doğuştan koklama duyusu yoktu, hiç koku almıyor, koku nedir bilmiyordu. Karısı, “Yazık, benim kokumu alamıyor” diye hayıflanmıştı. O zaman düşünmüştüm, farkında bile olmadığımız bu duyu organımızın işlevini. Evet, sadece kurabiye ve kek kokularından değil, sevdiğimizin kokusundan, çocuğumuzun kokusundan da mahrum kalıyoruz. Çiçeklerin kokusu mu kayboldu birer birer yoksa bizim koklama duyumuz mu, emin değilim. Belki de kozmetik ürünlerin yapay kokusuna alıştığı için burunlarımız çiçeklerin kokusunu duyamıyor. Diğer taraftan, çürümüşlüğü, kokuşmuşluğu da hissetmiyoruz. Bu iyi mi yoksa kötü mü, bundan da emin değilim! Ama ben yine de çocukluğumun karanfil kokularını özledim.

Görme ve işitme duyusu olmayanları hemen fark ediyor ve onların nelerden mahrum kaldıklarını hissedebiliyoruz. Ama koklama duyusu olmayan birini, eğer kendisi söylemezse anlamamıza imkan yok. İnsan sahip olduklarının değerini onları yitirdiğinde anlayabiliyor.

Her gün beş duyumuzdan birine yoğunlaşarak algı gücümüzü geliştirebiliriz.

Bir gün işitselliğimize odaklanabilir, her sesi duymaya, bütün dikkatimizi onları işitmeye verebiliriz; bize söylenen her şeyi isabetli algılamaya özen gösterebiliriz. Ertesi gün her şeyi görmeye odaklanır; işimize giderken yolumuzun üzerinde neler var onları fark edebilir, ayrıntılara dikkat edebiliriz. “Evinizin duvarlarında kaç tablo var? “ diye sorsam, kaçınız doğru yanıt verebilirsiniz? Gözünüzün önünde durdukları halde onların neler olduğunu hatırlıyor musunuz? Algılama gücümüz köreldiyse zaten başka türlüsü olamaz; gözümüzün önünde duranı göremez, karşımıza çıkan fırsatları fark edemeyiz. Beş duyumuzun açık olması öğrenme süreci açısından da önemlidir. “Bilgi toplamak ve öğrenmek beş duyu aracılığıyla olur.”Topladığımız bilgileri ve deneyimleri ise bir yerlere depolarız. Bir bilgiyi ne kadar çok duyu eşliğinde almışsak o kadar iyi hatırlarız. Örneğin; bir şeyin nasıl yapıldığını hem görmüşsek, hem birisi bize anlatmışsa, hem de yapmışsak onu unutmak zordur. Yani ne kadar çok nörolojik yapımızı devreye sokarsak o kadar çabuk ve iyi öğreniriz.

YORUMLAMA GÜCÜ

Algıladığımız şeylerin bizim üzerimizde yarattığı bir etki vardır. Bu etkiye paralel olarak onlar hakkında yorumlarda bulunuruz. İsabetli yorumlar yapabilmek ve yorumlarımıza güvenebilmek için çocukluğumuzda yorumlama gücümüze saygı gösterilmiş olması gerekir.

Çocuğun yorumlama gücünü örseleyen yaklaşım:

Algılama gücünde verdiğimiz örnekteki konuşmanın şöyle geliştiğini düşünelim: Yine annemizi ağlarken gördük ve bundan bir şeye üzülmüş olabileceğini düşündük. “Anneciğim, niçin ağlıyorsun, seni üzen nedir?” diye sorduk. Üzüntüsünü saklamaya çalışan annemizin bizi şöyle yanıtladığını varsayalım: “Üzüldüğümü nereden çıkarıyorsun? Soğan doğradığım için gözüm yaşardı. “Bu cevapla yorumlamamızın yanlış olduğu sonucuna varırız. Benzer örnekler arttıkça yorumlama gücümüz azalır. Her seferinde yorumlarımıza daha az güvenir hale geliriz.

Çocuğun yorumlama gücünü geliştiren yaklaşımlar:

Doğru yaklaşım, isabetli yorumlarında çocuklarımızı onaylamaktır. Her onay onların kendi yorumlama güçlerine güvenlerini arttıracaktır. Yorumlama güçleri geliştiği oranda değerlilik duyguları da gelişecektir. Ne yazık ki yaşam bizim karşımıza bedelsiz ya da riski olmayan seçenekler çıkarmaz. Bu yüzden çoğu kez seçim yapmakta zorlanırız. O an için bize en kazançlı gibi görünen seçimlere yöneliriz. Ne var ki, kısa vadede kârlı gibi görünen bir seçim uzun vadede büyük bedeller ödememize neden olabilir. Kimi kez de yaptığımız yanlış seçimlerimizin bedellerini çocuklarımız öder.

Örselenmiş yorumlama gücünün yetişkinlikte yol açtığı sorunlar:

Algılama ve yorumlama gücümüz yeterince gelişmediğinde yetişkinliğimizde algılarımıza ve yorumlarımıza güvenemeyiz.

Yetişkinlikte yorumlama gücünü nasıl geliştiririz?

Yorumlama gücümüz ne kadar gelişkin olursa olsun, yorumlarımızla gerçekler arasında küçük de olsa her zaman açı vardır. Bu nedenle bir şeyi doğru kavrama konusunda sadece duyularımıza güvenebiliriz. Yorumlarımız sübjektiftir,dolayısıyla gerçekle tam örtüştüğünden emin olmalıyız.

HİSSETME GÜCÜ

Çocuklarımızın hislerine yeterince saygı göstermiyoruz. Ellerinden gelse çocuklarının ne zaman, nerede, hangi duyguyu hissedeceklerine karar verecek ebeveynler vardır. Bu tür ebeveynler çocuklarının, kendi ruhsal durumlarına uymayan davranışlarına tepki gösterirler. Ağlamalarından rahatsızlık duyuyorlarsa ve ağlayan çocuk erkekse cevap hazırdır. Erkek ağlamaz. Erkek çocuklar koktukları zaman da benzer bir tepkiyle karşılaşırlar. Erkek adam korkmaz. Bunlar cinsiyetçi yasaklardır. Ama yasaklar bunlarla sınırlı değildir. Çocukların büyüklerine kızmaya da hakkı yoktur; büyüklere kızmak saygısızlıktır.

Çocuğun hissetme gücünü geliştiren yaklaşımlar:

Her duygunun bir işlevi olduğunu unutmadan yaklaşmalıyız çocuklarımızın duygularına. Hoşumuza gitmese de, bizi zor durumda bıraksa da onları engellememeliyiz. Bize olumsuz gibi gelen duyguları yaşarlarken yaklaşımımız sadece empati olmalıdır. Neden böyle hissediyorlar, onları böyle hissetmeye sevk eden şey ne? Burada bir sorun varsa, bunu çözmesi için nasıl yardımcı olabiliriz? Çocuklarımızın kendine yeterli ve başarılı birer birey olarak yetişmesini istiyorsak böyle davranmak zorundayız.

Yetişkinlikte hissetme gücünü nasıl geliştiririz?

Bastırdığımız her duygu, diğer duylarımızı dolu dolu yaşamamıza engeldir. Öncelikle hangi duyguları bastırdığımızın farkında olmalıyız. Farkındalılık bu duyguları serbest bırakmamız için atılacak ilk adımdır.

ARZULAMA GÜCÜ

Kaç yaşında olursak olalım hala bir şeyleri arzular, bir şeyleri isteriz. İdam mahkumları bile “Son arzun nedir? “ diye sorulur. Ölüme beş saniye de kalsa arzulama gücü kaybolmuyor. Doğduğumuz andan itibaren her an bir şeyleri arzulayarak isteyerek yaşarız. Arzularımızın ve isteklerimizin ardı arkası kesilmez; çünkü bizi isteklerimiz motive eder. En zor anlarımızda bile arzularımızın kamçısıyla ayakta kalır,yaşama arzumuzu yenileriz. Arzularımız bizi yeni hedeflere ateşler. En büyük kayıpları yaşamış olsak da, en dayanılmaz acılarla karşılaşsak da arzularımızla kendimizi yeniden yaratırız. Hayallerimiz arzularımızdan beslenir. Arzularımız ve isteklerimiz tatmin olduğu oranda yaşamdan zevk alırız.

Çocuğun arzulama gücünü geliştiren yaklaşımlar:

Peki, çocuğun isteklerine karşı yaklaşım nasıl olmalıdır? Öncelikle isteklerinin, yaşına uygun olup olmadığına bakmalıdır. İkinci olarak, istediği şey için kendi yapabilecekleri nelerdir? Yapabileceklerini ona anlatıp kalanını üstlenmeliyiz. Böylelikle, hem yeterlilik duygusunu geliştirmiş, hem de ihtiyacı olan desteği vermiş oluruz.

Yetişkinlikte arzulama gücünü nasıl geliştiririz?

Arzularımızın peşinden koşmadan, arzularımıza emek harcamadan gelişemeyiz. Sadece arzularımızın gerçekleşmesi değildir önemli olan, onlar için harcadığımız emektir. Emek ne kadar büyükse doyum o kadar büyük olur.

HAYAL ETME GÜCÜ

hayal etme gücü
hayal etme gücü

Hep merak etmişimdir, bir zamanlar o çocukluk hayalleri içinde yüzen bizler değil miydik diye. Nasıl oluyor da unutuyoruz kendi çocukluğumuzu? Hayal gücü olmasaydı acaba insanlık nerede olurdu? İnsanlığın gelişiminde ne kadar belirleyiciyse hayal gücü, bireyin gelişiminde de o kadar belirleyicidir.

Çocuğun hayal gücünü geliştiren yaklaşımlar:

Aslında bu konuda ebeveynlerin yapması gereken şey çok basit: Çocuğun hayallerine saygı göstermek, zaman zaman da hayallerine katılmak. Bize ne kadar saçma gelirse gelsin bunu yapmak sağlıklıdır. Zaten çocuklarda hayallerinin gerçek olmadığının farkında. Onlar için o sadece bir oyun.

Çocukluk hayalleriyle yetişkinlik hayalleri arasındaki farkı şu iki sözcükle açıklayabiliriz sanırım: KURMAK ve ETMEK. Çocuklukta hayal KURARIZ yetişkinlikte hayal EDERİZ. Hayal kurmak bizi hayalde yaşatır, hayal etmek geleceğe taşır. Hayal etmek yeni imkanlara bakabilme yeteneğidir.

Yetişkinlikte hayal gücünü nasıl geliştiririz?

Kendimize hedefler belirleyip, bunları gerçekleşmiş gibi hayal etmekle işe başlayabiliriz. Önünüze koyduğunuz hedeflerin gerçekleşebilir olmasına dikkat edin. Bir amacın gerçekleşmesi için gerekli birkaç özellikten biridir gerçekçi olması.Bu konuya Amaç Kriterleri kısmında daha ayrıntılı gireceğiz. Şimdilik hayallerimizle gerçeklerimiz arasında en azından teğet geçen bir çizginin olması gerektiğinin altını çizmekle yetineyim.

YARATICILIK GÜCÜ

yaraticilik-gucu

Çoğu insan yaratıcılığın bazılarına doğuştan bahşedilmiş bir güç olduğuna inanır. Bazılarımızın daha avantajlı doğduğu kesin; ne yazık ki doğa bu konuda adil değil. Ama yanlış olan, ömrümüzü bu gerçeğin değiştirilemez olduğu düşüncesiyle geçirmemiz. Belli konularda deha bazı insanlara bahşedilmiş olabilir. Herkes Mozart’ın bir Leonardo da Vinci’nin, bir Nicola Tesla’nın dehasına sahip değildir. Ama ulansa da kullanmasa da herkeste yaratıcılık vardır. Yaratıcılık insanın doğasında vardır.

Çocuğun yaratıcılığını geliştiren yaklaşımlar:

Çocuk yaşından büyük işlere kalkışmış olsa bile, “Yapamazsın!” sözüyle engellemek yerine o iş için biraz daha büyümesi gerektiğini, şimdi yapmakta zorlandığı birçok şeyi o zaman kolaylıkla yapabileceği söylenmeli;ama yaşına uygun çabalarında sabırla desteklenmelidir.
Yetişkinlikte yaratıcılığımızı nasıl geliştiririz?

Hangi inanca sahip olursak olalım, evrenin bir parçasıysak, evrende olan bizde de vardır. Biz de yaratıcıyız. Ne kadar engellenmiş olursa olsun yaratıcılığımız yok olmaz. Yok olan, yaratıcılığımıza olan inancımızdır. Yapmamız gereken bu inancı yeniden kazanmak.

NPL’ nin en önemli önermesini burada bir kez daha tekrarlayalım: “Yapmak istediğiniz bir şeyi bir kişi bile yaptıysa siz de yapabilirsiniz.”

SEZGİSELLİK GÜCÜ

Bazılarının doğa üstü yetenek olarak algıladığı yücelttiği, bazılarınınsa yok saydığı sezgi, herkeste olan güçtür. Algıladığımız her şey bilinç altımızda kayda geçer. Örneğin, gördüğümüz her şeyi, bir fotoğraf makinesi gibi kayda geçiririz. Duyduğumuz her şeyi bir kayıt makinesi gibi kaydederiz. Ama bilinçli zihnimiz bunların hepsini hatırlamaz. Hatırladıklarımız bunların çok az bir kısmıdır; sadece işimize yarayacak kadarı. Bilinç altında kayda geçen veriler tüm değerlendirmelerimizde, tüm karar anlarımızda devreye girer. Doğru karar verebilmemiz için bizi uyarırlar. Her an, her saniye bilinçli zihnimizle algıladığımız beş ila dokuz veriye karşılık bilinçaltımız binlerce veriyi depolar. Sezgi dediğimiz şey bilinçaltındaki bu verilerin yaptığı uyarıdır.

Çocuğun sezgiselliğini geliştiren yaklaşımlar:

Anne baba, öncelikle kendi sezgilerine duyarlı olmayı öğrenmek zorunda. Sezgileri dinlemeyi becerebildikleri oranda çocuklarının sezgilerine karşı duyarlı olabilirler. Örneğin; görünürde bir neden olmadığı halde gitmek istemediği bir komşuya çocuğu zorla götürmek doğru değildir. Çocuk oraya gitmek istemiyorsa ona güvenmek gerekir. Aynı şahısla ilgili bu isteksizlik süreklilik arz ediyorsa, büyük olasılıkla orada çocuğu rahatsız edecek bir durum vardır. Bu gibi durumlarda kendisine güven duyulan çocuk sezgilerini dinlemeye devam edecektir.

Yetişkinlikte sezgiselliğimizi nasıl geliştiririz?

Burada dikkat etmemiz gereken nokta arzularımızla sezgilerimizi ayırt etmektir. Zaman zaman bunlar birbirine karışabilir, arzularımızı sezgi sanabiliriz. Olması gereken şey, olmasını istediğimiz şey olmayabilir. Sezgiler, uzun bir süredir sesini işitmesek de hep iş başındadır. Ne kadar bastırılmış olursa olsun yok olmazlar. Onları işitmek için sadece dinlemek yeterlidir.

KAYNAK:
Özsaygı- Öncelikler Listende Kaçıncı Sıradasın? Saim Koç – Nil Gün Kuraldışı Yayıncılık- www.kuraldisi.com

Hakkında ChemisTRaP

Ahmet Kolcu , 1989 Gebze doğumlu olup İstanbulda ikamet etmektedir.

Bu Yazımı Okudunuz mu?

Fikriniz Nasıl Para Eder ?

Fikriniz nasıl para eder ? Fikriniz nasıl para eder sorusunun cevabı tam da bu makale …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir